Gözün çocukluk döneminde şaşılık, görme tembelliği gibi sorunlar ön plana çıkarken yaş ilerledikçe katarakt, göz tansiyonu, ağ tabakasındaki sorunlar, korneadaki sorunlar daha sık görülüyor. Özellikle göz, belirtiler açısından birçok hastalığın erken tanısını verebilen bir organ. NTV’nin Sağlık Raporu programına konuk olan Dünya Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Operatör Doktor Efekan Coşkunseven, göz hastalıklarıyla ilgili merak ettiğiniz konular ve yerleşmiş yanlışlarla ilgili bilgiler verdi.
Genel bir değerlendirme yapan Dünya Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Operatör Doktor Efekan Coşkunseven, hangi belirtilerin sorun anlamına geldiğini açıkladı: “Gözdeki en büyük fonksiyon, tabi ki görmek hissi. Görme keskinliğinin değişmesi herhangi bir şekilde azalması, bazı hastalıkların belirtisi olabiliyor. Örneğin katarakt ya da görme fonksiyonunu engelleyen herhangi bir durum görme keskinliğini azaltarak bizim dikkatimizi çekiyor. Hastaların diğer bir şikayeti ise görme alanında bazı problemler olabilir. Görme alanında bir perde inmesi, gözümüzde bir perde görmeniz, sinekler uçuşması, karıncalar görülmesi ya da kum yağdı manzarası görülmesi gibi şikayetler... Yine santral görme dediğimiz görmenin en ortadaki noktasındaki çeşitli bozukluklar, kırıklıklar... Bunlar çeşitli hastalıkların belirtisi olabiliyor. Işıkların etrafında halkaları görmek. Bunlar gibi görmeyle ilgili herhangi bir değişiklik bize gözle ilgili bir hastalığın belirtisi olabiliyor. Bunun dışında yine gözdeki herhangi bir şekil değişikliği, kapaklardaki herhangi şekil değişikliğı, renk değişiklikleri, gözümüzün konjontüre dediğimiz beyaz tabakasındaki herhangi bir kızarıklık, kırmızılık diye tarif ettiğimiz bir belirti. Yine hastalarda sübjektif belirtilerden yanma, batma gibi şikayetler, ağrı gibi şikayetler, bize bir çok göz hastalığı konusunda bilgi verebiliyor.” GÖRME TEMBELLİĞİ VE ŞAŞILIK Çocukluk çağı açısından değerlendiren Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, görme tembelliği ve şaşılık problemlerinin hangi faktörlere bağlı olarak ortaya çıktığı, tedavisinde hangi yaşta hekime başvurulması gerektiği konusunda şunları söyledi: “Kesinlikle çocukların muayenesini 1 yaşından itibaren hatta doğum anından itibaren (6 aylık-bir yaş) düzgün periyotlarla yapılması çok önemli. En başta çocuklarda doğum anında çoğu zaman ailelerin farkedemediği konjental kataraktlar ve diğer konjental göz problemlerinin, doktor tarafından farkedilmesi son derece önemli. (Konjental kataraktlarda tedavinin acil olması gerekiyor.) Çünkü bu çocuğun doğduğu günden itibaren gözünde görmesini engelleyen herhangi bir engel. Aynı zamanda bu, çocuklarda daha sonra tedavi edilmesine rağmen kalıcı tembellikle sonuçlanabiliyor.
Dolayısıyla biz çocuğumuzu doğduğu günden itibaren çocuk doktoruyla beraber mutlaka bir göz doktoruna da göstermemiz lazım. Gözden kaçacak bir katarakt ya da şaşılıklar, ileride çocukta kalıcı göz tembelliğine sebep olabilir. Çünkü göz tembelliğinin şu anda tedavisi 7 hatta 9 yaşına kadar. Göz tembelliği tesbit edilen çocuklarda bu tedavinin çeşitli kapama ve diğer tedavilerle en kısa sürede teşhisinin konulup, tedavi edilmesi gerekiyor. Bu süre sonunda yapılan tedavilerin sonuçta tedavi edici bir özelliği yok. Geç kalmış oluyoruz. Özellikle tek taraflı olan kataraktlarda ya da herhangi bir şekilde çocuğun görmesini engelleyen bir durumda, tembellik kaçınılmaz. Çocuklardaki şaşılıkların bir kısmının gözlükle tedavi edilebildiği görülüyor. Yani, çocuklardaki şaşılığın bir kısmı şaşılık derecesinde, bir kısmı rekrasyon kusuruna bağlı oluyor. Ve çocuğa yapılan gözlük muayenesi, gözlük tedavisiyle bu çocukların büyük bir kısmını engelleyebiliyoruz. Özellikle konjental şaşılıklarda 12 ile 18 ay arasında operasyon, yapılması gerekiyor.
Çünkü kalıcı tembelliğin önlenmesi için mutlaka gerekiyor.” Şaşılık ile ilgili olarak Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, şöyle devam etti: “Şaşılıkların bir kısmı çocuklardaki reflaksiyon kusurlarına bağlı. Sadece 40 derecelik bir şaşılık varsa, belki de bir gözlük takmakla bunun 25-30 derecesinin düzelmesi mümkün olabiliyor. Ama geri kalan kısmın cerrahiyle düzeltilmesi gerekebilir. Çok iyi yapılan bir muayene sonucunda çocuktaki şaşılık yanında tembellik de tesbit edilirse, her iki gözün görme düzeyleri eşitlendikten sonra ki, genellikle hasta sahipleri bunu yanlış anlarlar... Çocuğun daha önce bir gözü kayıyordur. Şimdi iki gözü kayıyor gibi anlayabilirler. Aslında bu tedavinin bir sürecidir. Bundan sonra reflaksyon kusurunun tamamlanmasına rağmen geri kalan şaşılığın cerrahi olarak düzeltilmesi gerekebilir.” KATARAKT Hem çocukluk hem de erişkinlik dönemi hastalığı katarak hakkında bilgi veren Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, her iki dönemde de tedavi yaklaşımının nasıl planlandığını açıkladı: “Çocuklarda katarakt tedavisinin zamanlaması çok önemli. Özellikle tek göz kataraktlarda, kalıcı olarak tembellik söz konusu. Dolayısıyla doktorun gördüğü anda cerrahi yapması gereken durumlardan biri konjental katarakt. Çocuğun müdahaleden sonra da uzun bir tembellik tedavisinin yapılması gerekiyor. Çünkü eğer, iki yaşın altındaki çocuklara biz mercek takamıyoruz. Mercek takmadığımız durumlardaysa, ailenin uzun süre kontak lens ya da gözlük gibi bir çözümle idare etmesi gerekiyor. Ve bu son derece zor. Ve bunun yanında da çok iyi bir doktor gözetiminde tembellik tedavisinin de yapılması gerekiyor.
Dolayısıyla bu çocuğun zihinsel gelişimi tamamlanmadan önce bizim her iki gözü de işlememiz için gereken çok acil tedavi.” Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, konu ile ilgili olarak şöyle devam etti: “Erişkinlerde olan katarakt tedavisinde ise eskisine göre daha farklı bir yöntem uygulanıyor. Şu anda fako dediğimiz, yüksek rezonanslı ses dalgalarıyla yapılan bir katarakt cerrahisi yöntemi uygulanıyor. Bu katarakt yönteminde biz gözün içindeki katarağı eriterek yok ediyoruz. Daha önce uyguladığımız katarakt yöntemindeyse katarakt, gözü keserek dışarı çıkarılıyordu. Dolayısıyla birinci yöntemle ikinci yöntemin farkı, katarağın içeride yokedilmesi. Dolayısıyla katakart ne kadar yumuşak olursa, bu eritme işlemi için de harcayacağımız süre dolayısıyla enerji ve hastaya verdiğimiz travma son derece azalıyor. Eski ameliyata göre artık şu anda hastalarımızın görme şikayetlerinin başladığı anda, dolayısıyla beni engelliyor gibi şikayetleri olduğunda, direkt katarakt cerrahisi yapabiliyoruz. Katarakt cerrahisi için görmenin kaybolmasına kadar beklemeye kesinlikle gerek yok. Hatta ne kadar erken sürede yapılırsa hasta için hem rehabilitasyon o kadar kolay oluyor, hem de hastanın gözüne verdiğimiz zarar da o derece azalıyor.” Katarakt ameliyatı sonrası ağrı sorunlarının, bazen görme bulanıklığının ameliyatın başarısız olduğunu gösteren bir sonuç olmadığını söyleyen Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, şöyle devam etti: “Ameliyatlardan sonra uzun bir süre hastalarımızda yanma batma şikayetleri oluşabiliyor.
Çünkü zaten bu hastalarımız 50 yaşın üzerinde hastalar. Gözyaşı kaliteleri son derece yetersiz. Ve ameliyatlardan sonra kullanılan ilaçlardan sonra gözyaşının ph dediğimiz dengesi değişebiliyor. Ve bu ilaçlara bağlı ya da ilaçları kestikten sonra dahi hastalarda bir süre yanma, batma gibi şikayetleri olabiliyor. ” GÖZ TANSİYONU Göz tansiyonunu tarif eden Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, göz tansiyonunun habercilerini de şöyle açıkladı: “Göz tansiyonu hastalığı maalesef çok sinsi bir hastalık. Hastalarımızın bir çoğu hiçbir bulgu vermeden bize geldiklerinde tesbit edebildiğimiz bir hastalık. Ancak göz tansiyonunun çok yükseldiği durumlarda hastalar; ışıkların etrafında halkalar, haleler görür, krize girdiklerinde de korkunç ağrılar olur. Ancak hastanın hemen hemen hiçbirinin belli bir döneme kadar kesinlikle hiçbir haberi olmaz.
Dolayısıyla düzenli göz muayeneleri şart. Göz muayeneleri sırasında tesbit edilen göziçi basıncının yüksekliği yanında gözde, göziçi basıncının yüksekliğine bağlı hasarın tesbitiyle glokom hastalarına teşhis koyuyoruz. Ancak bundan sonra yapılan tedavilerle ve hastalarla konuşmayla zaten tedavinin süreci de belli oluyor.” GÖZ SİNİRİ TAHRİBATI Göz siniri tahribatı ile ilgili olarak ise Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, şunları söyledi: Göz sinirindeki tahribatın geriye dönüşü yok. Göz sinirindeki tahribatı olduğu yerde bırakmak bizim için önemli. Bunun için de çeşitli testlerimiz var. Görme alanı tesbit edilmeli. Göz sinirinin çeşitli tetkiklerle fotoğraflarının ve kalınlığının, göz siniri liflerinin kalınlığının tesbitiyle göz sinirinin harabiyetini tesbit edebiliyoruz. Daha önceleri sadece görme alanıyla tesbit ettiğimiz bu defekti artık daha objektif, analiz yöntemleriyle izlememiz mümkün olabiliyor. Artık hastaları sadece göziçi basıncının takibiyle değil, göziçi basıncının yanında sinir liflerinin kalınlığının ve göz sinirinin görüntüleriyle takip etmemiz de artık mümkün. Dolayısıyla hastaların daha iyi bir takibi söz konusu. Bundan sonra yapılacak şey sadece göziçi basıncının kontrolüyle değil çok iyi bir şekilde glokom tedavisi kontrolünü devam ettirmek. Şu anda elimizde gerçekten çok iyi ilaçlar mevcut. Göziçi basıncı düzeyleri artık düşürülebiliyor. Ameliyata daha az ihtiyaç duyulabiliyor. Bu şekilde takiplerle, hastamızın bu hastalıktan tümüyle kurtulması bile mümkün olabilir. Ama burada süreç ilaçların belki ömür boyu kullanılması da gerekebiliyor. Bir süre sonra ilaçlara tolerans geliştiği anda doktor tarafından artık sonuna gelindiğini ve tedavinin radikal tedaviyle çözülemediği durumlarda da cerrahi tedaviye geçilebiliyor. Artık glokom ameliyatları son derece başarılı .
Bir problem olmaktan ya da gözün kaybına gitmekten çok önce teşhisinin konularak iyi bir tedaviyle çözümü mümkün.” LAZER AMELİYATLARI Görme bozuklukları tedavilerinde önerilen lazer ameliyatlarının yapılma standartları hakkında bilgi veren Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, kimlere ameliyatın önerildiğini, hangi testlerin yapılması gerektiğini açıkladı: “Lazer ameliyatları, şu anki son teknoloji olarak lasic operasyonu yapabiliyoruz. Bu operasyonda ilk önce çok iyi bir göz muayenesi gerekiyor. Hastada herhangi bir patolojinin olmaması, herhangi bir sistemik hastalığının olmaması, gebelik, emzirme gibi durumların olmaması, romatizmal bir hastalığının olmaması ya da gözyaşı problemi gibi bir hastalığın olmaması bizim ilk önce edindiğimiz durumlar. Daha sonra hastanın göz numarasıyla kornea dediğimiz tabakanın, ameliyatı yaptığımız gözün saydam tabakası arasındaki ilişki geliyor. Bu tabakanın kalınlığı, bizim ameliyat için kararımızla birebir ilişkili. Hastamızın kornea tabakasının kalınlığında güvenli aralık dediğimiz yataktaki 250 mikron bırakma kalınlığını kesinlikle aşmamayı prensip ediniyoruz. Bunun yanında dolayısıyla birinci prensip kornea kalınlığının istediğimiz düzeyde olması. Hasta bize -4 numarayla geldiğinde, biz hastaya ameliyat olabilirsiniz ama gözünüzde -1 numara kalabilecek diyebiliyoruz. Hastanemizde yaklaşık günde 40 ya da 50 hastanın yüzde 50’sini eleme durumundayız.
Buna da nasıl karar veriyoruz. Teknolojimizin bize sunduğu imkanlar var. Bunlardan bazı cihazlar, hem kornea kalınlığı hakkında bilgi verebiliyoruz hem de korneanın ön ve arka yüzey şekli hakkında bilgi verebiliyor. Dolayısıyla ön yüzey şekline ve arka yüzey şekline baktığımızda, bizim çeşitli hastalıklar konusunda bilgimiz olabiliyor. Keratakonus dediğimiz bir hastalık var. Bu çoğu zaman, miyop hastalarının büyük bir çoğunluğu, yüzde 10 gibi bir kısmında görülebilen bir hastalık. Daha önce, videokeratografi dediğimiz teknikler olmadan önce son derece zor tesbit ettiğimiz bir hastalık grubuydu. Oysa şu anda videokeratagrafi yöntemlerinin çoğalmasıyla biz bu hastalığı ya da olma ihtimali olan hastaları teşhis edebiliyoruz. Dolayısıyla bu hastaları da eliyoruz. Şu anda bize başvuran hastaların büyük bir kısmı zaten o şekilde eleniyor. Bu ameliyat, miyoplarda son derece başarılıyken, teknoloji artmasıyla artık miyop astimaglarda da yapılabiliyor, hipermetroplarda da yapılabiliyor. Fakat hipermetroplardaki başarı şansımız miyop ya da miyop astigmata göre daha az. Ancak yine de yapılabilir. Teknoloji çok iyi bir düzeyde şu anda. Numara sınırlaması... Eskiden 15-16 numaralara lasic yapıldığını, lazer yapıldığını duyardık. Ama şu anda biz, 10 numaranın üzerine kesinlikle lasic yapmıyoruz.
Onun yerine hastanın gözüne bir göz içi lensin tatbik edilmesiyle hem görme kalitesini arttırabiliyor hem de hastanın kornea tabakasından bu kadar dokunun alınmasını engellemiş oluyoruz.” Miyopi için maksimum 10 derece diyen Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, hipermetrop, astigmat durumlarındaki dereceleri şöyle söyledi: “Biz, şu anda kliniğimize 5 numara hipermetrop lezyonunda ameliyat yapmayı önermiyoruz ama hastalarla diyalog çok önemli. Çünkü hipermetropi hastanın bir kısmında numaraların bir miktar geri geldiğini ve başarı oranının miyop kadar olmadığını uzun uzadıya anlatıyoruz. Dolayısıyla 40 yaş ve üzerinde problemi olan insanlarda +3, +4 gibi numaralarda, çok çok iyi başarı sağlanabiliyor. Lasic operasyonu sırasında geri dönüşüm de çok çok az...” POLENLERİN ETKİSİ Göz sağlığımız için, özellikle alerji problemleri olanların polenlerin etkisinden nasıl korunması gerektiğini açıklayan Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, bu kişilere şunları önerdi: “Alerji, büyük bir problem.
Hastaların büyük bir kısmı bize bu problemle geliyor. Gözlerde kızarma, yaşarma, sulanma gibi... Burada çok önemli bir nokta alerjik konjontivite olan hastalara verilen sıklıkla veya kısa süre için verilen kortizonlu ilaçları, hastaların uzun süre kullanmasıyla bize glokom şikayetiyle gelen hasta grubu var. Bu hastalara daha çok kortizon dışı tedavilerin kullanılması, kortizona gerek duyulduğunda verilip, doktor tarafından takip edilip, son derece kısa süreli tutulması gerekiyor. Piyasada çok iyi antialerjik ilaçlar mevcut. Ve bunun yanında alerji testleriyle belki de hastalara yardımcı olmak mümkün ama kesinlikle hastaların kendi başlarına ilaç almalarını önermiyoruz.” Katarakt, miyopi, dinlendirici gözlük, asligmat, lazerle tedavi, neden yaşlanınca yakını göremeyiz ve gözle ilgili diğer soruların yanıtları... 1. Bilgisayar kullanımı, çok televizyon seyretme veya okumak gözümüze zarar verir mi? Hayır. Günlük hayatımızda sık yer alan bilgisayar kullanma, televizyon seyretme yada kitap okuma gibi aktivitelerin gözlerimize kalıcı zararı yoktur ancak bu gibi dikkat gerektiren aktiviteler sırasında göz kırpma sayısı azalmakta, gözyaşı daha çok buharlaşarak göz yüzeyinde kuruluk oluşturmaktadır.
Bunun sonucu olarak yanma, batma, sulanma, kızarıklık gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu belirtiler rahatsızlık verdiğinde, oda havasının nemlendirilmesi, her 10-15 dakikada bir, 30 saniye kadar gözlerimizi sık kırpıştırıp pencereden uzaklara bakmak gibi tedbirler faydalı olabilir. Kirpik dibi iltahapları ve kepeklenmeleri, göz kuruluğu, allerji gibi göz hastalıklarında bahsedilen belirtiler çok daha fazla oluşmaktadır, böyle durumlarda bir göz doktoruna kontrol olmakta fayda vardır. 2. Katarakt nedir? Göz merceğimizin çeşitli sebeplerle saydamlığını kaybederek ışık geçirmez hale gelmesine katarakt denir. En sık sebebi yaşlılıktır, saçlarımızın beyazlanması gibi göz merceğimizde yaşla birlikte saydamlığını kaybeder ve görmede bozulmaya neden olur. 3. Katarakt’ın tedavisi nasıl yapılır? Kataraktın tedavisi cerrahidir. Gözlük, damla yada ameliyatsız başka yöntemlerle tedavisi söz konusu değildir. Modern katarakt cerrahisinde saydamlığı kaybolmuş olan göz merceği alınarak yerine suni bir mercek yerleştirilir.
Fakoemülsifikasyon yada halk arasında bilinen ismiyle lazerle dikişsiz katarakt cerrahisi, günümüzde kullanılan en modern yöntemdir. Bu yöntemde göze açılan 3 milimetrelik bir delikten içeri sokulan cihazla göz merceği eritilerek dışarı emilmekte yerine katlanarak bu boyda bir delikten geçer hale getirilen suni mercek konulmaktadır. Bu ameliyat 15 dakika civarında sürmektedir. Anestezi göz çevresine yapılan bir enjeksiyon ile ya da iğne yapmadan sadece damlalarla sağlanmaktadır. Özel durumlar hariç genel anestezi yani narkoza ihtiyaç yoktur. 4. Dinlendirici gözlük nedir? Halk arasında yanlış bir inanış olan dinlendirici gözlük kavramı sadece ülkemize özgü gözlük satışı arttırmaya yönelik bir tür kandırmacadır.
Gözlük kırma kusuru (miyopi, hipermetropi, astigmat) olan gözlerde bu kırma kusurunu düzelten bir yardımcı cihazdır. Kırma kusuru olmayan gözlerde daha iyi görme sağlamayacağı gibi, göz yorgunluğunu da önlemez. Kırma kusuru olmayan hastalarda gözlüğün psikolojik bir rahatlamadan başka faydası yoktur, hatta başağrısı ve göz yorgunluğuna sebep olabilir. 5. Miyopisi olan hastalarda gözlük kullanmak, miyopiyi azaltır mı? Arttırır mı? Kullandığımız gözlükler sadece taktığımız sürece görüntüyü ağ tabakası üzerine odaklayan yardımcı cihazlardır. Özellikle miyopik hastalarda kullanılan gözlüğün tedavi edici yada miyopiyi ilerletici bir etkisi yoktur. Bir diğer söyleyişle gözlük kullanmakla, göz numaramızın değişimini etkileyemeyiz. 6. Astigmat nedir? Astigmat gözümüzdeki kırma kusurunu tüm eksenlerde aynı olmayıp bazı eksenlerin daha kırıcı bazı eksenlerin de daha az kırıcı olması durumudur. Bir göz hastalığı olmayıp bir tür kırma kusurudur.
Astigmatı olan hastaların gözlük kullanmaya daha zor alışması, astigmatik kırma kusuruna oluşan uyumun gözlükle bu kusur ortadan kaldırıldığında bir süre daha devam etmesidir. Bu nedenle astigmatlı camlara alışmak daha zordur ve eğer doktorunuz bu tür bir gözlük önermişse sürekli kullanarak alışmak, bir gün takıp, bir gün takmayarak rahatsızlık çekmeye göre çok daha kolaydır. Genellikle hastalar gözlüklerine 1-2 haftada alışmaktadırlar. 7. Lazer nedir? Lazer doğrusal olarak dağılmadan iletilebilen bu nedenle de yoğun bir enerji taşıyan bir tür ışıktır. Lazere en yakın benzetme, mercek kullanarak güneş ışığı yardımı ile kağıt yakılmasıdır. Laser sayesinde ışık geçiren dokulardan enerji iletilebilmekte ve hedef dokuyu yakma, parçalama gibi işlemler yapılabilmektedir. Gözde laser en sık şeker hastalarında göz dibi kanamalarının tedavisin de, göz tansiyonunun tedavisinde ve kırma kusurlarının düzeltilmesinde kullanılmaktadır. 8. Lazerle kırma kusuru (miyopi, hipermetropi ,astigmat) tedavisi nasıl yapılır ve kimlere uygulanır? Son yıllarda moda olan bu tedavi yönteminde gözün önünde yer alıp bir mercek görevi gören saydam kornea tabakası traşlanarak bu dokunun kırma gücü değiştirilmekte ve kırma kusuru düzeltilmektedir.
Laserin bu işlemde kullanılması bu traşlamayı çok düzgün ve kısa sürede yapabilmesi nedeniyledir. Kırma kusurları bir hastalık olmayıp bir tür estetik kusur sayılabileceğinden bu yöntem bir tedavi, değil bir düzeltmedir. Gözlük ve kontakt lens kullanmak istemeyen hastalara önerilir. En başarılı olduğu grup miyoplardır. Her cerrahi işlemde olduğu gibi düşükte olsa komplikasyon ortaya çıkması ihtimali vardır bu nedenle bu yöntemi uygulatmak isteyen hastaların konunun uzmanı bir merkezde işlem konusunda iyice bilgilenmeleri avantaj ve dezavantajlarını öğrenmeleri gerekir. 9. Çocuklarda göz muayenesi ilk kaç yaşında yapılmalıdır? Yanlış bir inanış çocuklardaki göz sorunlarının büyüdükçe geçeceğidir. Çocuklardaki bir çok göz sorunu çok acildir ve hemen tedavi gerektirir. Yeni doğan döneminden itibaren uzman göz doktoru çocukların gözlerini muayene edebilir. Özellikle dıştan görünen, göz bebeğinde beyazlık, kayma, şaşılık, çapaklanma, gözlerde şekil bozukluğu, kapaklarda düşüklük gibi belirtiler genellikle acil tedavi gerektirir.
Örneğin, tek taraflı doğuştan kataraktlar ilk 1-2 hafta arasında ameliyat edilmedikleri takdirde bu gözler görme yeteneğini kalıcı olarak kaybetmektedirler. Bu nedenle yukarıda bahsedilen ya da ailelerin normal olmadığını düşündüğü bir belirti varsa bebek hemen göz doktoruna götürülmelidir. Hiçbir sorunu olmayan çocuklarda ise 3-4 yaşlarında yapılacak bir muayene göz tembelliğine yol açabilecek kırma kusurlarının tedavisi için çok önemlidir. Birçok göz problemi eğer çocuklukta başlamışlar ise 8 yaşından sonra tedavileri zorlaşmakta ve göz tembelliği gibi tedavisi çok zor durumların ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar. 10. Neden 45 yaş sonrasında yakını iyi göremeyiz? İnsan gözü yakını görebilmek için odaklama yapmak zorundadır. Bu odaklama gücü göz merceğinin şeklini değiştirmesi ile mümkündür. 45 yaştan itibaren sertleşen göz merceği eskisi kadar iyi odaklama yapamadığından yakın görme zorlaşır ve odaklamaya yardımcı gözlük kullanımı gerekir. Yaygın inanışın aksine yakın gözlükleri odaklamadaki bozulmayı hızlandırmazlar. Hastaların gözlük takmalarına rağmen gözlük numaralarının ortalama her iki yılda bir 0.25 artması gözlüğün gözü bozmasından değil yaşın ilerlemesinden kaynaklanan doğal bir durumdur.